Kral ve Kraliçe Çocuklar

Aktif çocuk hekimi olarak geçirdiğim süre 35 yıla ulaşmış durumda. Bu 35 yıl içerisinde pek çok ebeveyn ile çalıştım, çocuklarını izledim ve birlikte uzun yıllar geçirdik. Geçen bu süre içerisinde ebeveynlerin bakış açılarında, beklentilerinde ve çocuk yetiştirme yaklaşımlarında önemli farklılıkların ortaya çıktığını gözlemlemeye başladım.

Uzun yıllar önce toplumumuz genelde “Ataerkil” aile düzeninde bir yapıya sahip iken endüstrileşme, sanayileşme ve ekonomik sorunlar ile genel olarak çekirdek aile kavramına yönelmiştir. Uzun yıllar bu düzen ile izlediğimiz yapı 80 kuşağının çocuklarının ebeveyn olmaya başlamalarıyla giderek “Çocuk Erkil” olarak adlandırılabilecek yeni bir görünüme bürünmüştür. Ebeveynleri tarafından aşırı ve sınırsız hizmet bakışı ile büyütülmüş ve eğitimli bu kuşağın çocuk bakım, büyütme ve yetiştirme yaklaşımı tam anlamıyla kontrolün kaybolduğu kaotik bir yapıya dönüşmüştür.

Ortaya çıkan bu çocuk erkil tabloda, çocuk hayatın ve evin tam merkezinde yerleşik bulunmakta, onun etrafında ilk kuşak ardında da ikinci kuşak pervane haline dönmektedirler. Çocuklar bebeklikten oyun çağına kadar prens/prenses şeklinde yetiştirilmekte, bir ihtiyaca dayansın veya dayanmasın bütün arzu ve istekleri reddedilmeksizin, yorumlanmaksızın karşılanmaktadır. Bireyler kendi sorumluluklarını, yetkilerini bu çocuklara devretmekte, onların yönetimlerine girmektedirler.

Ne acıdır ki başlangıçta prens/prenses konumuna yerleştirilen bu çocuklar geçen zaman içerisinde kral/kraliçe haline dönüşmekte, sınır, kontrol ve kural tanımayan çocuklar olmaktadırlar. Bir süre sonra güveni tam olsun, öğrensin, başarılı olsun diye önüne her şey serilen bu çocuklar zaman içinde ebeveynlerinin ebeveynleri haline dönmektedirler.

Bu noktada kendi deneyimlerimden üç gerçek olgudan örnek vermek istiyorum;

Birinci olguda;
Henüz bir yaş altında olan bebeği ağlayan annenin sürekli olarak çocuktan özür dilediğini gördüm. Bebeğin yaşı gereği o dönemde kendisine dokunulmasından memnuniyet duymadığı için ağlamak durumunda olduğunu açıkladım. Ancak anne bunu kabul etmeyerek sürekli özür dilemeye devam etti. Ben de ayağına mı bastınız, koluna mı çarptınız diye sordum. Bunun doğru olmadığını ve böyle davranmaması gerektiğini anlattım.

İkinci olguda,
4 yaşında erkek çocuğun annesi ve babası sıkıntı içinde ona söz geçiremediklerini, hiçbir kurala uymadığını ifade ettiler. Ben de kendisine sordum. “Kurallara uyuyor musun?” diye. Hayatım boyunca unutmayacağım bir şekilde cevap verdi ve işaret parmağı ile havada bir daire çizerek “Okulda öğretmenin kuralları geçerli, onun dışındaki yerlerde benim kurallarım geçerli” dedi.

Üçüncü olguda ise,
Kardeşi muayeneye gelen 13 yaşında bir çocuk ben annesi ile bebek hakkında konuşurken kalkıp arkamdaki bana ait dolabı karıştırmaya başladı. Bunun üzerine yerine oturmasını ve dikkatimi dağıtmaması gerektiğini söyledim. Açıkçası benden önce annesi tarafından uyarılmasını bekledim. Yerine oturduktan bir süre sonra kalkıp yine aynı şeyi yapınca yeniden uyardım, ancak anne bu defa da herhangi bir şey söylemedi. Çocuk yerine oturunca ağlayarak “Ben bu doktoru sevmedim. Hiçbir şeyi ellettirmiyor” dedi. Ben annesinin kendisini uyarmasını beklerken, anne “Üzülme oğlum, ben şimdi kalkıp sana ellettiririm” dedi. Donup kaldım. Anne çocuğun sınırsız bir özgürlüğe sahip olduğunu ve asla engellenmemesi gerektiğini düşünüyordu.

⬇ ⬇ ⬇ R E K L A M ⬇ ⬇ ⬇

⬇ ⬇ ⬇ D E V A M ⬇ ⬇ ⬇

Aslında bu üç olguyu arka arkaya sıraladığınızda çocukları onlara gereğinde ve zamanında belirli sınırlar koyarak yetiştirmenin nasıl bir gereklilik olduğunu görüyoruz. Ebeveynler sadece “en” odaklı olarak baktıkları bu konuda temel yaklaşım “Benim çocuğum en….” Öyle ki bütün çocuklar dahi olarak görülüyorlar. Daha yeterince besleyip besleyemediklerini bile bilmedikleri çocuklarına 20. günde ne idüğü belirsiz zeka kartları göstermeye başlayıp, tıka basa ceviz, balık ve avokado yedirmenin peşine düşüyorlar.

Sofralardan giderek sevgi, merhamet, barış, paylaşma, iyi insan olma, başkalarının hakkına koruma ve saygı duyma gibi erdemleri içeren yemekler yok olurken balık, ceviz ve avokadodan zengin menüler yerini almaktalar.

Sınırsız ve “en” olarak yetiştirilmiş prens ve prensesler bir süre sonra hükümranlıklarını ilan ediyorlar. Darbeye bile gerek kalmaksızın idareyi ele geçirip ebeveynlerinin ebeveynleri haline dönüyorlar. Daha sonra aileler bir tanının arkasına sığınarak kendi acziyetlerini ve yanlışlarını maskelemeye çalışıyorlar.
“Ay sorma şekerim, bizim çocuk bizim hiperaktif.” Her zaman, her olguda gerçek bu mu acaba? Yoksa siz bilmeden ya da bilerek hiperşımarık bir çocuk mu yarattınız?

Zaman değişiyor…

Yeni çağ köle ebeveynler, kral ve kraliçe çocuklar çağına dönüyor…

Çok arayacaksınız çok hem de…

Prof.Dr. Vedat Köseoğlu

prof

Yorum yapın