Karakulak

Askeriyede komutan olan teyzemin oğlunu aldığı madalya münasebetiyle telefonla tebrik edip sözün gelişine sordum:

– Bizi köyümüze ne zaman götüreceksin?

O, biraz bekledikten sonra dedi:

– Yarın. Yarın ben gidiyorum, öbür gün Bakü’ye tekrar dönmem gerekiyor. İstiyorsan gidelim.

Yoldayız. Uzunluğu 28 yıl olan yolda!

Önde sürücünün yanında oturan teyzemin oğlu yol boyunca oralarda cereyan etmiş çatışmaları, askerlerimizin emsalsiz hünerini anlatıyor. Heyecanlı sesinden başından geçenleri tekrar yaşadığını hissediyor, beyninde yansıma yapan ateş seslerini bastırmak için istemsiz olarak benimle bağıra bağıra konuştuğunu görüyorum. Arada bir susuyor, etrafa bakarak düşüncelere dalıyordu. Bu anlarda yitirdiği askerleri düşündüğünü, onların hatırasını tazelediğini, onlarla hayalinde sohbet ettiğini anlıyordum. Onun için savaş hiçbir zaman bitmeyecek…

Ben de hatıralara dalıyorum. Köyümüze, hayalimde hala yerinde duran obamıza dönüyorum. Oysa harabeye çevrilmiş köyümüzün, hatta yerle bir olmuş mezarlığımızın videosunu çoktan izledim bile. Köyümüzle ilgili bir hatıramı içimde bütün bu yıllar boyunca acıyla taşıdığımı bilirim…

Halamın oğluyla yaşıttık. Aynı sınıfa gidiyorduk. Dersten sonra onlara uğradım, çoktan doğurmuş köpeklerinin eniklerini bana göstermek istiyordu. Enikler gülünçlerdi. Birbiriyle güreşiyor, boğuşma taklidi yapıyorlardı. Ben gitmek isterken eniklerden biri ardıma düştü. Onu götürüp kardeşlerinin yanına koysam da tekrar beni takip ediyordu. Halamın oğlu evlerine çok insanın geldiğini ama eniklerin kimseyi takip etmediğini söyledi:

– Bu enik seni kendisi seçti, avlunuzda köpeğiniz yok, kendinle götür. Birbirinize arka olursunuz. Enik ardımdan geliyordu, evimiz yakındı. Köpeğin kendisi beyazdı ama kulakları siyahtı. İlk aklıma gelen isim Karakulak oldu. Avlumuzda eniği gören dedem dedi ki, yıllar önce avlularında avluda ona benzeyen bir köpek varmış, ona da karakulak derlermiş. Dedeme o köpeği sordum. Dedem bir az düşünceye dalıp dedi:

– Evlat, köpekler çok yaşamaz, 15-20 yıl yaşarlar. Onlara alışıyorsun, ailenin bir üyesine dönüşüyor, sonra ecelleri ile ölseler bile ağır duygular yaşıyorsun. Ondan dolayı biz köpek beslemiyoruz.

Dedemle müzakerelere ninemi de kattıktan sonra köpeğin kalmasına izin aldım. Nineler her zaman torunlarının yanında olur ya. Köpekle dostlaştık. Derslerden sonra günüm hep onunla geçerdi, beni konuşmadan anlardı. Beni okula kadar geçirip geri dönüyordu bile.

Birinci Karabağ savaşı zamanı hemen köyü boşaltmak kararı geldiği zaman köy ahalisi şaşırdı, insanlar ne yapacaklarını bilemediler. Bu kararı herkes geçici karar olarak gördü, kısa süre sonra geri döneceklerine inandılar. Sovyetlerin henüz güçlü olduğuna umut edenler de çoktu. İl yönetiminde yolsuzluklar olduğu, kendi yönetimimizin bilerekten bölgeyi Ermenilere bırakacağı ve sonra da Ermenileri kovup maddi kayıpları onların üzerine yıkacağı gibi söylentiler dolaşıp duruyordu…

Herkes şaşkınlık içerisindeydi, benim derdimse Karakulaktı.

Babam köpeği alamayacağımızı söyledi. Dedi ki, kardeşinin evine gideceğiz, apartmanda dördüncü katta yaşıyorlar:

– Bağlama, önüne çokça yemek koy, suyunu da bol koy, endişelenme, döneceğiz.

Söylemesi kolay da şimdi enikten uzaklaş bakayım nasıl uzaklaşıyorsun…

Karakulak sanki her şeyi anlamıştı ve telaşlanarak bir şekilde benden bir adım olsun uzaklaşmıyordu. Durmadan ayaklarıma kapanıyor, ellerimi yalıyordu. Bir şey düşünmem gerekiyordu. Halamın oğlunun arabası bizden birkaç saat sonra çıkacaktı. Köpeği eve kapatacağımı, bizim araba köyden çıktıktan bir süre sonra gelip köpeği salıvermesini ondan rica ettim. Köpek de sanki düşüncemi anlamıştı. Ardıma düşüp eve girmek istemiyordu. Zorla kucağıma alıp eve götürdüm. Kapı ardından onun öyle acıyla ciyakladığını o zamana kadar hiç duymamıştım… Yolda bize yetişen halamın oğluna benden sonra olanları sordum. İlk defa delirmiş bir köpek gördüğünü dedi:

⬇ ⬇ ⬇ R E K L A M ⬇ ⬇ ⬇

⬇ ⬇ ⬇ D E V A M ⬇ ⬇ ⬇

– O durmadan koşarak her yerde seni arıyor, arada bir her birimizin yüzüne bakıp sanki seni soruyordu. Kısa süre içerisinde senin olabileceğin her yeri aradı. Bir süre aracımızın ardından da koştu ama galiba seni bulup tek bırakmamak amacıyla geri döndü.

On gün sonra babam Ermenilerin henüz bizim köye girmediğini, evlerine dönüp eşyalarını alan köylüler olduğunu deyip ekledi:

– Biz de gidelim, araba ayarladım.

Babam kiralık bir bahçeli ev ayarladığından köpeğimi de getireceğime çok umutluydum. Karakulaktan özür dilemek, gönlünü almak için bir türlü şey düşünmüştüm. Onun için bir hayli yemek de hazırlamıştım.

Araba evimizin yanına vardığı an sıçrayıp indim. Karakulak gözükmüyordu. Onun için yaptığım kulübe de boştu. Adını çağıra çağıra şimdi de ben avluda o taraf bu tarafa koşuyordum. Babam başka köpeklerle kaçmış olabileceğini söyleyip bana evdeki eşyalarla ilgili yapmam gerekenleri söyledi. Eşyaları taşırken bile gözlerim etrafı arıyor, kulaklarım çevreyi dinliyordu.

Bir sonraki defa evden çıktığımda Karakulağın evimizden bir kadar mesafede durduğunu görüp sevinçle ona doğru koştum. Ama köpek bana doğru değil tam ters yönde koşmaya başladı. Ben durduğumda o da durdu. Zayıfladığı belli oluyordu. Kıtlık çektiği açıktı. Sessiz bir şekilde kuyruğunu bile sallamadan bana bakıyordu.

– Karakulak, beni tanımadın mı?

Köpekten yine ses çıkmadı. Ben ona doğru ne kadar adım atıyorduysam o da benden o kadar uzaklaşıyor ama kaçıp gitmiyor, sadece yüzüme bakıyordu.

Ben onun için bir hayli yemek getirmiştim ya! – birden hatırladım. Koşup hemen arabadan onun için hazırladığım yemekleri getirdim, onun sevdiği “doktor” salamını doğranmış halde getirdiğim paketin üstüne koydum. Köpek salama gözünün ucu ile bile bakmadı. Yalnızca benim gözlerime bakıyordu. Belki bensiz yemeğe yaklaşır diye paketten uzaklaştım. Karakulak yine yerinden kıpırdamadı! Bana küsmüştü. Benim insan yalvarışlarıma rağmen bağışlamak fikri de yoktu.

Biz yola çıktığımızda arabanın üstüne çıkıp son defa ona baktım. Araba uzaklaştığında o, yemek dolu paketin yanından umursamaz bir şekilde geçip kulübesinin yanında durdu ve bütün vücuduyla bana bu yerleri hiçbir zaman atıp gitmeyeceğini, evi korumaya da devam edeceğini gösterdi…

Teyzemin oğlunun sesi beni sanki rüyadan uyandırdı: – Bak, burası sizin evin yeri.

Gördüğüm manzara acıklıydı. Ben göreceklerime psikolojik açıdan kendimi hazırlamış olsam da gördüklerimden çok kederlendim. Bu sessizlikte en büyük ödül köpeğimin sesi olurdu ama köpekler bizim kadar uzun ömürlü yaşamaz. Sahiplerinin ölümünü görmemeleri onlar için Allah’ın lütfudur. Ama maalesef köpekler insanların onlara ihanetlerine daima tanık oluyorlar. Teyzemin oğlundan mezarlığa ve çeşme başına uğramamızı istedim. Mezarlıkta bütün ölülerimiz için dua okudum. Mezar taşlarını kırıp dökenleri Allaha havale ettim, cezalarının ne olacağını O tam olarak iyi bilir! Şehitlerimiz için de dua ettim. Çeşme başında askerler gördüm. Hepsine tek tek sarıldım, derin minnet duygularımı ilettim. Kendimle getirdiğim yiyecekleri onlarla paylaştım. Çocukluğumda olduğu gibi uzanıp bakımsız kalan çeşmenin buz gibi suyundan doyuncaya dek içtim. Birden çeşmeye yakın bir çalının dibinde eniklerin oynaştığını gördüm. Askerler onları yedirdiklerini söylediler. Eniklere yaklaştım. Bütün hayvanların yavruları çok ilginç olur ya. Ben de getirdiğim şeylerden eniklere verdim. Eniklerden çok askerler buna sevindiler. Gitmek isterken çalının dibinden bir enik daha çıktı ve herkese bir bir yaklaştıktan sonra gelip benim yüzüme baktı, sonra da kimse beklemediği halde çenesini ayakkabımın üzerine koydu. Eniğe baktım. Rengi beyaz, kulakları siyahtı… Eniği kucağıma aldım, askerlerden onu kendimle götürmek için izin istedim. Hepsi aynı anda buna sevineceklerini söylediler. Arabaya yaklaştığım zaman teyzemin oğlu sordu: – Fikrin ne?

Dedim: – Komutan, bu benim köpeğim, adı da Karakulak. Ben bu köye bu köpekle döneceğim.

Başımı eğip kucağımda oturmuş eniğin masum gözlerine bakarak fısıldadım: – Karakulak, seni bir daha hiçbir zaman terk etmeyeceğim. Hiçbir zaman!

Humbat Hasanoğlu

hikaye humbat hasanoglu

Alıntı

Yorum yapın