akide şekeri

Kol Saati

Pazarın eskiciler köşesinden geçerken tezgahın üzerine dizilmiş kol saatlerinden biri dikkatimi çekti. Tezgaha yaklaşıp saate dikkatle baktım. Yıllar önce kaybettiğim saate çok benziyordu. Kaybetmemiştim aslında, çalmışlardı. Rüzgarlı gün olsa da plaja gitmiştim. İnsan azdı. Plajda parayla kiraladığım masanın üzerine saatimi koyup üstünü gömlekle örterek balıklama denize daldım. Geri döndüğümde gömleğimi yerde gördüm. Galiba rüzgar atmıştı. Oradan geçen birisi de saatimi masanın üstünde sahipsiz görüp alıp gitmişti. Plajdaki işletmenin elemanlarına saati bulacakları takdirde önemli bir miktarda parayı ödül olarak vereceğimi vadettim, çünkü onlardan kuşkulanmıştım.

Saati elime alıp kayışının alt tarafında, saatin yuvarlak demir kısmına yakın yerinde bir zamanlar yazdığım birisinin adını solgun da olsa seçebildim. Saat benimkiydi.

Saatle ilgilendiğimi gören satıcı ilk kendisi söz açtı:

– Ne kadar istersen ver, saati al. Marka saattir ama çalışmıyor. Saatçilere gösterdim, dediler fabrikaya gitmesi gerek. Belki yurtdışına giderseniz orada gösterebilirsiniz.

Saati koluma bağlayıp baktım. Gerçekten de saniye çubuğu hareket etmiyordu. Bir özelliğimi söylemem gerekiyor: Bana ait olan eşyalarla, örneğin saatimle hatta arabamla bile konuşma alışkanlığım var. Her sabah saatimi koluma bağladığım zaman mutlaka ona selam veririm, ona iyi çalışmasını dilerim. Ruh halime bağlı olarak diğer hoş sözler de söyleyebilirim.

Saate bir daha bakıp alışkın olduğum üzere onunla konuşmaya başladım:

– Merhaba, hoş bulduk, değerli dostum! Seni o zaman yalnız bıraktığıma, seni koruyamadığıma çok pişmanım. İnan, seni çok aradım. Seni bulduğuma çok mutluyum. Seni bir daha yalnız bırakmayacağıma söz veriyorum!

Saati satan adam bana garip garip bakıp dedi:

– Siftahtır, on manat ver, senin olsun. Tereddüt ettiğimi görüp ekledi: – Peki, beş manat ver, tamamdır.

Saate bir daha baktım. Çalışıyordu! Evet, çalışmaya başlamıştı, saniye çubuğu hareket ediyordu! Satıcıya on manat verip dedim:

– Ama saatin çalıştığını bilesin! Satıcı bana bir şey demeden kolumu eline alıp dikkatle saatin içine, sonra benim yüzüme, sonra yeniden saate baktı.

– Bu saat bir yıldan çoktur bende. Kaç saatçi baktı buna. Nasıl olur?

Dedim:

– Kardeş, bu saat benimdi, kaybetmiştim, şimdi de buldum. Ben onu tanıdığım gibi o da beni tanıdı, o yüzden çalışmaya başladı!

Ben oradan uzaklaşırken satıcı bir elindeki paraya bir bana bakıyordu.

Yazar: Humbat Hasanoğlu

hikaye kol saati

Alıntı

Benzer İçerikler

Maliyeci

Maliyeci Fıkrası

Bir gün bir ormana maliyeciler gelir. Bunu gören tilki koşarak ormandan kaçmaya başlar. Koşarken, yolda kaplumbağa ile karşılaşır. Kaplumbağa tilkinin ...

Devamını Oku...

Jan Paderevsky

Jan Paderevsky

Bu adam kim biliyor musunuz? O, bir zamanlar Polonya’nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin’i en iyi yorumlayanlardan ...

Devamını Oku...

Diri diri gömülen Dünya Şampiyonu Pehlivan

Boyu 1.80 ağırlığı 105 kilo olan Kara Ahmet’in göğüs çevresi 1.24 boyun kalınlığı 50 santimdi. Kolları kalıplı, bilekleri kalın, pençesi ...

Devamını Oku...

Mutsuz Nesil

Mutsuz Nesil

Memur 36bin, polis 46bin, aşçı 50bin, özel okul öğretmen 20-25bin hatta asgari ücret. Özel sektörde beyaz yaka ortalama 30-35bin, mühendis ...

Devamını Oku...

Yorum yapın