ÜMİTSİZLİĞE DÜŞMEYİN!

Hiç ümitsizliğe düşmemek gerekir. Bazı modellerle göre bizim göstermiş olduğumuz tavır o modellere belki uygun düşmeyebilir. Düşmediği için de, “Efendim biz geri miyiz, biz uygar değil miyiz? Avrupalı şöyle de, Amerika şöyle de demekteyiz.” Onlar kendi dertlerine baksınlar. Bu memleketin o dertlerle alakası yok. İstanbul’a gelince, İstanbul böyle yüksek bir ülke içerisindedir.

Globalleşme vazifesi bu ülkeye düşüyor, Türk milletine düşüyor veyahut Türk Milleti olarak değil de Anadolu milletine, Anadolu halkına düşüyor. Artık orada kimler varsa onlara düşüyor. Bundan evvelki mevcudiyetinden de Anadolu halkı olarak ifade etmek gerekir; çünkü onlarca uygarlık geçmiştir. Falan Türki filan Türki demenin bir manası yok. Türklük ayrı bir husustur, kendini Türk hissetmek ayrı bir husustur; Anadolu halkı olarak hissetmek, Anadolulu hissetmek ayrı bir husustur. Esasında Anadolulu hissetmek gerekir.

Ben İstanbulluyum, ben İzmirliyim manasında değil; biz Anadolu halkıyız. Anadolu halkının batıda yaşayanları İzmirli oluyor, kuzeyde yaşayanları Karadenizliler oluyor, güneyde yaşayanları da Akdenizliler oluyor. Bundan ibarettir. Sadece bir yön vermek; yönden, isimden ibaret olan şeydir. Temeli Anadolu halkıdır ve Anadolu halkı çok kutsal bir halktır. Temelinde kutsiyet taşıyan bir halktır ve vazifeli bir millettir. Vazifesi de, Yeni Bilgi Çağı’nda insanlığa önderlik yapacak olan güçleri muhafaza etmesidir. İnsanlığa önderlik yapacak, onları bir değişim kapısından geçirmeye rehberlik yapacak, o değişim kapısının kalın kapılarını, zincirlerini kendi gücüyle itip açabilecek güçte olan bir varlıklar topluluğudur.

Bu bakımdan biz gene insan olarak, kendi aklına, kendi idrakine ve kendi sorumluluğuna bağlı olmak üzere hayatımızın tanziminde, hayatımızın güzelleştirilmesinde mütemadiyen bir arayış içerisinde ve birtakım yaklaşımlarla, aksiyonlar halinde bunu temin etmeye çalışacağız ve çalışmak zorundayız. Bu çabayı gösterelim, fakat özelikle bizim ülkemiz artık insanlar tarafından değil, semavi güçler tarafından yönetilmektedir. Yani teslim olmuş, teslim alınmış vaziyetteyiz. Benim bu sözlerimi böyle sübjektif, fazla metafizik düşünceler olarak kabul etmeyiniz. Bizim ülkemiz değişik bir ülkedir, özel bir vazifesi olan halk topluluğudur. Anadolu hakkında sizlere bu mikrofonlarda pek çok şeyler söyenildi, anlatıldı. Vazifeli bir millettir. Dolayısı ile onun vazifesindeki gelişmişliğini, tamlığını sağlamak insanların eline, şunun bunun ideolojisine bırakılmaz. Doğrudan doğruya bu vazifeyi kime karşı yapacak bu memleket Yukarı’ya karşı yapacak. Yukarısı işe bizzat el koymuş vaziyettedir.

Bugün bizim bütün işimiz Yukarısı tarafından ayarlanmaktadır. Türkiye’de olup biten her şey Yüce Varlıkların tasvibi ile bir amaca yönelmiş programları çerçevesinde olmaktadır. Acısıyla, tatlısıyla, ıstırabıyla, sevinciyle, parasızlığıyla, hatırımıza ne gelirse, gazetelerin, medyanın peşine düştüğü her türlü olayı ile her şeyiyle beraber doğrudan doğruya çok büyük bir programın uygulanmasından başka bir şey yapmıyoruz ve zannediyorum ki, yardımcı tarzda bu programın uygulanmasına, her zaman olduğu gibi gayet iyi bir şekilde hizmet ediyoruz. Bu program bizim tam manasıyla gelişmemizi sağlayacaktır.

⬇ ⬇ ⬇ R E K L A M ⬇ ⬇ ⬇

⬇ ⬇ ⬇ D E V A M ⬇ ⬇ ⬇

Yeryüzünde bir millet olarak, bir topluluk olarak, vazife görecek bir seviyeye getirilmemiz için uğraşılıyor. Yani artık üç kişi, beş kişi, on kişi hazırlanmıyor, milyonlarca insan bir vazife için hazırlanıyor. Her biri, her bir kişi insanlığın selameti bakımından, insanlığın daha yüksek bir realiteye geçişi bakımından bir hizmet eri olarak yetiştiriliyor ve yetiştirilecektir. Bu bakımdan bizim diğer memleketlere göre biraz daha ezilme, biraz daha sarsılma hatta biraz daha ıstırap çekme ihtimalimiz fazladır. Zaten biz bunu görüyoruz, yani o kadar tatlı bir meyille bu ıstırabın içine girip çıkıyor, öyle dalgalar çiziyor, iniş ve çıkışlarla buna öyle büyük bir uyum gösterebiliyoruz ki, bu da çok büyük bir haslettir. Yani birçok ıstıraba büyük uyum ve sabır gösterebilecek olgunlukta olan bir milletiz. Başka toplumlar bizim göstereblieceğimiz sabrı ve esnekliği, uyum sağlama niteliğini kesinlikle gösteremezler. Büyük çılgınlıklar içerisine düşerler ve isyan ederler. Hele şimdilerde bunlar böyle.
Sorulacak çok sorularımız, öğrenmemiz gereken, kendimizi geliştirmemiz gereken çok büyük meselelerimiz var. Bütün bunları konuşmalıyız, irdelemeliyiz. Boşa geçirecek vaktimiz yok.

ANADOLU MİSYONU- ERGÜN ARIKDAL/ S:15- 16-17-18

Konferanslarından Derleme

178601188 3682886741839815 6029452396859398882 n

Yorum yapın